9 Nisan 2016 Cumartesi

"SİYASET FAZİLETTİR DEVLET YALAN’LA-TALANLA YÜRÜMEZ" - Enver TURGUT 13. ve 14. Dönem Milletvekili

SİYASET FAZİLETTİR
DEVLET YALAN’LA-TALANLA YÜRÜMEZ
Enver TURGUT
13. Dönem İzmir ve 14. Dönem Kayseri Milletvekili
13 ve 14. Dönem Kayseri ve İzmir Milletvekili
ENVER TURGUT
Öteden beri halkımızın “Halka hizmet, Hak’a hizmettir” deyimiyle anladığı, açıkladığı ve algıladığı siyaset, diğer anlamda ‘insanlara hizmet’ sanatı, her halükârda kamu yararına çalışma bağlamında bir dürüstlük, adalet ve fazilet faaliyetidir. Siyaset, kesinlikle bir meslek, meşrep, esnaflık, çıkar veya menfaat sağlama aracı değil, sadece, ülke vatandaşları tarafından; Demokrasinin gereği olarak: “Şerefli-saygın, onurlu-soylu, dürüst ve bilge insanlara verilen, belirli süreli, kamu yararına halkı idare ve idame etme” görevinden ibarettir.
İşte bu ilkelere sadakat ve samimiyetle bağlılık; İşçi sendikaları işyeri temsilciliğinden başlayıp, parlamentoya kadar uzanan; ‘Millete adanmış hayat çizgimde’ en vazgeçilmez ilkem olmuştur. Öncelikle, bu süreçte temsil ettiğim, işçi - köylü, esnaf, memur-emekli, dar ve sabit gelirli vatandaşlarımız başta olmak üzere; Halkımıza adaletle, faziletle, eşitlik ve hakkaniyet çerçevesinde hizmet etmek, vazgeçilmez ilkem, sarsılmaz inancım ve amacımdır.
TBMM’de milleti temsil görevi yaptığım dönem içinde, örneğin Çalışma Komisyonu  Başkanlığı görevim sırasında, diğer birçok ‘daimi’ ve icabında geçici komisyonlarda çalışarak, sosyal içerikli birtakım kanunların çıkarılmasında öncülük ettim. Benimle beraber bahse konu komisyonlarda müşterek çalıştığım, iktidar üyesi veya muhalefete mensup (eski) parlâmenter arkadaşlarım bunu çok iyi bilirler.
Yine herkes bilir ki: Başta siyaset sahası olmak üzere, özel hayatımda bile şahsiyetli, haysiyetli, ilkeli, onurlu ve sorumlu yaşama tarzından asla sapmadım. Bu prensiplerimden bir zerre olsun şaşmadım, taviz vermedim. En önemlisi de: Asla yalana tevessül ve tenezzül etmedim. Yalan söylemedim. Yalana, talana, yolsuzluk ve suiistimale eğilim göstermedim. Ayrıca, siyasette yalan, hırs, ihtiras ve tamahın hiç kimseye, hiç bir şey kazandırmadığını; Aksine bu menfurluk yüzünden, başta devlet / hükümet ve aziz millet olmak üzere, çok büyük değer, servet ve hayati kayıplarının yaşandığını gördüm.
Peki!.. Neden, durup dururken bu konuyu dile getirdim!
Cevap: Bütün parlâmenterlerin yapması gerektiği gibi: “Durumdan vazife çıkardım.”
Çünkü özellikle dönem itibarıyla bu ülkedeki seçkin cemiyette veya (sözde) milletin oyu ile seçilen parlâmenterler, ya da bakan, yüksek bürokrat gibi yönetici kesimler düzeyinde bu ilkelere itaat ve riayet edilmediği bilinmektedir. Oysa bulundukları mevkie gelen her kim olursa olsun; Makamın hakkına, onur-erdem ve milletin kutsal emanetine gölge düşürmemesi gerekir. Bakan olsun, başbakan olsun kendilerine verilen oyla seçimi kazanmışsa kendilerine verilen rey ne olursa olsun o makama gelenler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdırlar. Vekiller ve memurlar, makam ve mevkii sahipleri emanete hıyanet etmemeye; Herkese hak, adalet, vukuf ve hukukla muamele etmeye, daima eşit mesafede kalmaya, inadına dürüst olmaya ve dürüst kalmaya mecburdurlar.
Millet memuru ve milletvekillerinin hükmü, nihayetinde bir “Vekil Avukat” kadardır.
Bu durum ve konum: Vekil sıfatıyla Asil’in emir, istek, adalet ve hukuka itaati zorunlu kılar. Vekillerin taraf veya bitaraf (tarafsız) gibi beyanlar kullanması abestir, ülkeye ve millete zarar verir. Zira millet memuru ile vekillerinin, istisnasız tamamının görevi: Milletin koyduğu kaidelere, Anayasa, kanun, kurum ve nizamlara itaattir. Şu kadar ki: Sadece ve ancak milletin tamamına eşit-adil hak getiren kanun ve kurallarda “yine milletin rızası/muvafakati dâhilinde” düzenleme yapılabilir.
Fakat ne yazık ki günümüzde bu esaslara aykırı icraat yapanları üzüntüyle izliyor, haksızlıklara maruz kalan, mağdur-müşteki ve bazen perişan hale düşen halkımızın, devleti yönetenlerden muzdarip oldukları konuları anlatacak muhatap bulamadıkları için, sitem, istek ve şikâyetlerini biz eski parlamenterlere ilettiklerini görüyorum. Esas itibarıyla bu müracaat, şikâyet ve maruzatlarını dile getirmek istediklerinden, ben de şahsıma tevdi edilen vatandaş istekleri, emanet, nasihat ve tavsiyelerini, hülâsa kamu vicdanına ait talepleri bu vesileyle yerine getiriyorum. Daha doğrusu, bu müracaatları, şahsıma yüklenmiş vazife telâkki ederek, çare ve çözüm üretmeye çabalıyorum.
Ben, aslen güney bölgesi Diyarbakır doğumluyum. Kökenim itibarıyla ne ailem ve ne de bu bölgede yaşayan akraba-i taallûkatım ile halkın yüzde doksanı bölücülüğü ve bugünkü olayları asla onaylamıyor, kesinlikle tasdik ve tasvip etmiyoruz.
Şimdi, güncel siyasetin gölgesinde bu bölgedeki manzaralara bakalım.
Temel düşüncesi insan sevgisi olan vatandaşların refahı, huzur, esenlik ve mutluluğu için uğraşan biri olarak görmekteyim ki: Halkımız uzun yıllardır silahlı olan terörün baskısı altında ezilmektedir. Devletin görevlileri bu işe tedbir alma yerine, yaşanan elim olaylara dair yalan, yanlış düzenlenen “düzmece-uydurmaca” raporlara bakarak beyanat vermekte, gerçeği yansıtmayan raporlara göre verilen beyanatlar ise gerçeği yansıtmamaktadır. Akıl ve mantıkla olaylara ve bölgede olanlara baktığımızda; (Özellikle bu günlerde) Diyarbakır’ın merkezinde yer alan Sur İlçesinde, dışarıdan getirilen tonlarca silah, patlayıcı ve bomba şehrin merkezine depo ediliyor. İlgili, yetkili ve görevli valilik, emniyet ve jandarma bunları, bu güne kadar hiç görmedi mi? Buradaki büyük ihmal, insanlık düşmanlığı, ihanet ve hıyanetin sorumlusu kim? Devletin, daha doğrusu hükümetin gözü önünde işgal edilen, el konulan, gasp edilen ikamet mahalline, evlere yerleştirilen silahlarla karşılıklı vuruşuluyor. Anlaşılır gibi değil!..
Bu ihmalin hesabını kim verecek?
Hükümet olarak, vaktinde ve zamanında tedbir alınmadığı için bu kadar asker, polis ve güvenlik mensubu şehit oluyor. Bir bu kadar da masum, müsemma sivil katlediliyor. Burada ne kadar terörist var? Bunların ne kadarı etkisiz hale getirilmiştir? İlâve olarak Şırnak, Silopi, Hakkâri ve diğer yerlerde bulunan teröristlerin sayısını biliyor muyuz? Verilen rakam doğru ise o zaman kökü kazınmış olsa gerek!.. Ama anarşi, terör ve tedhiş devam ediyor. İşte bunun için de inandırıcı olamıyorlar.
Karşılarındaki vatandaş söylenenlere inanmıyor, yetkililer doğrusunu söylemiş olsalar o zaman evini, malını, mülkünü terk edip batı illerimize göç etmezdi.
İşte bütün bu ağır koşullar ve çekilen acılar bizim kaderimiz değildir.
Kaderimiz olmamalıdır. Bütün bu acıları imkânlar nispetinde yok etmek için önümüzdeki fırsatları iyi değerlendirerek sıkıntıdan kurtulma zamanı gelmiştir.
Ülkeyi yöneten görevlilere diyorum ki!

Bu güzel ülkeyi hep beraber koruyalım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme